Uzak diyarlarda yemyeşil ağaçlarla kaplı, kuş sesleriyle uyanan büyülü bir orman varmış. Bu ormanda her hayvanın bir özelliği, bir görevi, bir hikâyesi olurmuş. Ama hepsinin en çok konuştuğu hayvan, büyük, koca yeleli, ama bir o kadar da uykucu olan Aslan Horhor’muş.
Horhor, ormanın kralıymış ama pek iş yapmazmış. Gün boyunca gölgede uyur, sadece yemek vakti kalkar, sonra yeniden uyurmuş. Onu gören hayvanlar hep “Ah, keşke o da bizimle çalışsa!” dermiş ama kimse yüzüne söyleyemezmiş. Çünkü Horhor ne de olsa kükremesiyle ağaçları titreten bir aslanmış.
Bir gün, ormanda farklı bir ses yankılanmış. “Pat! Pat! Pat!” diye gelen ayak sesleriyle ortaya çıkan Minik Tavşan Fıstık, ormanın en küçük ama en meraklı hayvanıymış. Ufacık bedeni, kocaman kulaklarıyla her yere zıplar, her şeye burnunu sokarmış. Cesareti, boyundan çok daha büyükmüş.
Bir sabah, ormanın girişine koca bir kaya düşmüş. Giriş tıkanmış, dışarıdan gelen ne su ne de yiyecek geçebiliyormuş. Hayvanlar paniklemiş. “Horhor Aslan’ı uyandıralım, o halleder,” demiş sincap. Ama kimse cesaret edememiş. Aslan uyurken onu uyandırmak tehlikeli bir işmiş.
İşte o sırada minik Fıstık, koca kayanın üzerine çıkıp haykırmış:
“Ben gider, Aslan Horhor’u uyandırırım!”
Herkes sustu. “Sen mi?” dedi fil. “Küçücük boyunla mı?”
Fıstık kulağını dikti, kuyruğunu oynattı ve gururla:
“Cesaret kalpte olur, kulakta değil!” dedi ve seke seke Horhor’un mağarasına gitti.
İçerisi karanlıktı, ama Horhor’un horlaması mağarayı sallıyordu. Fıstık yaklaştı, korkmasına rağmen bir tüyünü çekti. Aslan bir gözünü açtı… sonra diğerini… sonra kocaman bir esneme ile doğruldu.
“Kim cesaret etti beni uyandırmaya?” diye homurdandı.
Fıstık titreyen sesiyle, ama net şekilde konuştu:
“Ben geldim. Ormanın girişi kapandı. Senin yardımına ihtiyacımız var.”
Horhor gözlerini kıstı. “Sen… küçücük bir tavşan… Beni mi uyandırdın?”
“Evet,” dedi Fıstık. “Çünkü sen güçlüsün, ama biz de akıllıyız. Birlikte yapabiliriz.”
Aslan, tavşanın cesaretinden etkilenmişti. Gülümseyerek ayağa kalktı. “Hadi bakalım. Göster bana o kayayı.”
Ormanın girişine vardıklarında herkes şaşkınlıkla olan biteni izledi. Aslan önce kayayı itti ama yerinden kıpırdamadı. “Bu iş tek başıma olmaz,” dedi. “Hepiniz gelin!”
Filler hortumlarıyla, maymunlar ip gibi ağaç dallarıyla, kuşlar yukarıdan yön göstererek çalıştı. Ve tabii Fıstık, kayanın altındaki en iyi boşluğu gösterdi.
Birlikte, kaya yuvarlandı ve ormanın yolu açıldı!
O günden sonra Horhor artık sadece uyumaz olmuş. Diğer hayvanlarla birlikte çalışır, dinler, yardım edermiş. Ve ne zaman biri korksa, Fıstık şöyle dermiş:
“Cesaret, kükremekle değil, kalpten gelmekle olur!”