Bir varmış bir yokmuş… Masmavi gökyüzünün altında, altın sarısı kumlarla çevrili eski bir şehir varmış. Bu şehirde Alaaddin adında neşeli, akıllı ve çok meraklı bir çocuk yaşarmış. Alaaddin’in en büyük hayali bir gün büyük bir kaşif olup uzak diyarlara gitmek, gizli hazineler bulmakmış.

Alaaddin’in ailesi fakirmiş ama kalpleri zenginmiş. Alaaddin sabahları pazarda yardım eder, akşamları ise yıldızlara bakıp hayaller kurarmış. Bir gün Alaaddin pazarda dolaşırken tuhaf bir adam ona yaklaşmış. Adam uzun cübbesi, sivri şapkası ve elindeki eski haritayla çok gizemli görünüyormuş.

Adam Alaaddin’e demiş ki:
— “Cesur çocuk! Sana bir teklifim var. Eğer şu haritada işaretlediğim yere gidersen, orada saklı bir hazine bulacaksın. Sadece sen girebilirsin, çünkü oraya ancak saf kalpli bir çocuk girebilir.”

Alaaddin önce biraz korkmuş ama merakı daha ağır basmış. Adamın verdiği haritayı almış ve maceraya atılmaya karar vermiş. Sabah gün doğarken yola çıkmış. Ormanın içinden geçmiş, kaktüs dolu yolları aşmış, sonunda büyük bir mağaranın önüne gelmiş. Mağaranın kapısında eski yazılar varmış: “Dürüst olan girer, sabırlı olan kazanır.”

Alaaddin içeri girdiğinde gözlerine inanamamış! İçerisi pırıl pırıl taşlar, altınlar ve rengarenk mücevherlerle doluymuş. Ama Alaaddin en köşede parlayan eski, tozlu bir lamba görmüş. Lamba diğer altınlardan çok daha sade görünüyormuş ama Alaaddin bir şekilde onun özel olduğunu hissetmiş.

Alaaddin lambayı eline almış, üstündeki tozu silmek için ovalamaya başlamış. Tam o sırada BOOM! Birdenbire koca bir duman çıkmış ve karşısına dev gibi mavi bir cin çıkmış! Cin kollarını açmış, gülümsemiş:

— “Ben Sihirli Lamba’nın Ciniyim! Dile benden ne dilersen, Alaaddin!”

Alaaddin şaşkınlıktan ne yapacağını bilememiş. Korkusu geçince cini selamlamış ve ilk dileğini dilemiş:
— “Annem ve babam için güzel bir ev istiyorum. Çünkü onlar her zaman mutlu olsunlar.”

Cin bir el hareketiyle Alaaddin’in ailesinin eski kulübesini, içinde güzel bir bahçesi, çiçeklerle dolu odaları olan harika bir eve dönüştürmüş. Alaaddin çok mutlu olmuş.

İkinci dileğinde Alaaddin demiş ki:
— “Şehrimizdeki bütün çocuklar her gün doyasıya oyun oynasın, hiç aç kalmasın!”

Cin yine kollarını sallamış ve şehirdeki bütün çocuklara yiyecekler, oyuncaklar, renkli toplar ve uçurtmalar getirmiş. Şehir bir anda kahkahalarla dolmuş.

Üçüncü ve son dileğinde Alaaddin duraksamış. Çünkü cin ona demiş ki:
— “Son dileğin çok önemli, iyi düşün.”

Alaaddin uzun uzun düşünmüş. Önce kendine zenginlik istemeyi düşünmüş, sonra büyük bir kale istemek aklına gelmiş. Ama kalbini dinlemiş ve demiş ki:
— “Cin, son dileğim şu: Tüm dünyada kimse birbirine kötü davranmasın, herkes birbirine yardım etsin, sevgi dolu olsun.”

Cin gözyaşlarını silmiş, çünkü hiç kimseye böyle bir dilek gelmemiş. Kocaman bir kalp şekli çizerek gökyüzüne göndermiş. O kalp tüm dünyaya sevgi ve barış yaymaya başlamış.

O günden sonra Alaaddin şehrin kahramanı olmuş. Herkes ona teşekkür etmiş. Çocuklar onun adını oyunlarda, şarkılarda söylemiş. Alaaddin ise en çok anne ve babasının yüzündeki gülümsemeyi görmekten mutluymuş.

Cin, Alaaddin’e veda ederken şöyle demiş:
— “Sen dünyanın en iyi kalpli çocuğusun, Alaaddin. Lamba artık senin. Ama unutma, en büyük sihir kalbindeki sevgidir.”

Alaaddin lambayı bir rafta saklamış ama asla yeni dilekler dilememiş. Çünkü zaten sahip olduğu şeylerin, ailesinin sevgisinin, dostlarının kahkahalarının, şehrindeki mutluluğun en büyük hazine olduğunu anlamış.

Geceleri gökyüzüne bakar, parlak yıldızlara gülümser ve yeni maceralar hayal edermiş. Çocuklar da onu dinlerken hayaller kurar, kendi kalplerinde saklı sihirleri bulmaya başlarmış.

Ve böylece Alaaddin’in macerası sonsuz bir sevgi masalına dönüşmüş.

Gökyüzünde yıldızlar, şehirde çocuk kahkahaları, kalpte sevgi olduğu sürece bu masal hep devam edecekmiş…

Gökten üç elma düşmüş:
Biri Alaaddin’in iyi kalbine, biri cinin neşesine, diğeri de bu masalı dinleyen miniklerin hayallerine…