Bir zamanlar Amerika’nın sessiz bir kasabasında, gökyüzüne bakmayı çok seven bir kız yaşarmış. Bu kızın adı Katherine’miş. Katherine, geceleri yatağına uzanıp yıldızlara bakarken “Acaba oraya nasıl gidilir?” diye düşünürmüş. Ama onun diğer çocuklardan bir farkı varmış: Sayıları çok ama çok severmiş!

Katherine sadece yıldızlara değil, rakamlara da hayranmış. Daha dört yaşındayken etrafındaki her şeyi sayarmış. Merdiven basamaklarını, sokaktaki ağaçları, hatta gökyüzündeki kuşları bile… Ailesi onun bu merakına hayran kalırmış. Bir gün annesi, Katherine’in sayılarla kurduğu bu dostluğa gülümseyerek, “Senin beynin sayıların dilini konuşuyor,” demiş.

Katherine, okula başladığında hemen fark edilmiş. Öğretmenleri onun çok zeki olduğunu, yaşından daha ileri düzeyde olduğunu görmüş. Normalde çocuklar beşinci sınıfa on yaşında giderken, Katherine yedi yaşında beşinci sınıftaymış! Bu küçük ama çok zeki kız, ders kitaplarının arasına gizlenmiş sayıların şarkısını duyar gibi olurmuş.

Ama her şey bu kadar kolay değilmiş. O zamanlar, bazı insanlar Katherine’in ten rengi yüzünden onun büyük işler başaramayacağını düşünürmüş. Ama Katherine pes etmemiş. “Benim rengim gökyüzü gibi; sonsuz ve engin,” dermiş. O, zekâsının sınırı olmadığını herkese göstermek istemiş.

Yıllar geçmiş, Katherine büyümüş. Üniversiteye başlamış. Matematik bölümünde okumaya karar vermiş çünkü onun kalbi, rakamların ve formüllerin dünyasında atıyormuş. Sınıfta sadece birkaç kız öğrenci varmış, ama bu Katherine’i durdurmamış. “Ben farklıysam, bu beni özel yapar,” dermiş gururla.

Katherine mezun olduktan sonra hayalini kurduğu işe kavuşamamış çünkü o dönemde kadınlar için bilimde çalışmak çok zormuş. Ama bir gün kaderin kapısı aralanmış. Uzay araştırmaları yapan bir merkez, zeki matematikçileri işe almaya başlamış. İşte Katherine için büyük yolculuk o gün başlamış!

NASA’da çalışmaya başlayan Katherine, sayıların yardımıyla roketlerin yörüngesini hesaplamış. Uzayda bir roket nasıl hareket eder, hangi hızla gitmeli, ne zaman geri dönmeli… Tüm bu soruların cevabını Katherine’in hesapları verirmiş! Ona oradaki herkes “İnsan bilgisayarı” dermiş çünkü yaptığı hesaplamalar hiç şaşmazmış.

Bir gün, Amerikalı astronot John Glenn, uzaya gönderilecekken bir şey olmuş. Bilgisayarlar hesapları yapmış ama Glenn güvenememiş. “Eğer Katherine bu hesapları onaylarsa, o zaman giderim,” demiş. Katherine hemen işe koyulmuş. Kağıt kalemle sayıları kontrol etmiş. Sonuç doğruymuş. Glenn, uzaya gitmiş ve sağ salim geri dönmüş.

Katherine’in çalışmaları sadece bir ülkenin değil, tüm insanlığın gökyüzüne ulaşmasına yardım etmiş. O, matematikle yazılmış bir masalın kahramanıymış.

Yıllar sonra, onun adı okullara, bilim merkezlerine ve hatta uzaydaki bir uydunun rotasına yazılmış. Çünkü o, sadece sayılarla değil, hayalleriyle de yıldızlara ulaşmış.