Bir varmış, bir yokmuş… Gökyüzünün bulutlara sarılı bir köşesinde, rengârenk çiçeklerin hiç solmadığı, kuşların her daim şarkı söylediği büyülü bir köy varmış. Bu köyde, Zeynep adında hayalperest ve meraklı bir kız yaşarmış. Zeynep, kitap okumayı çok severmiş ama en çok sevdiği şey ise, hayal gücüyle uzak diyarlara gitmekmiş.

Bir gün, Zeynep ormanda yürüyüşe çıkmış. Kulağında rüzgârın fısıltısı, ayağının altında çıtırdayan yapraklarla yürüyorken birden bir ışık parlamış. Bu ışık, eski bir meşe ağacının gövdesinden yayılıyormuş. Işığa yaklaştığında ağacın kabuğu yavaşça açılmış ve içinden minicik bir peri çıkmış.

“Merhaba Zeynep,” demiş peri. “Ben Işıl. Peri Ülkesi’nin bekçisiyim. Cesaretin ve hayal gücün bizi buradan görmeni sağladı.”

Zeynep şaşkınlıkla: “Gerçekten bir peri misin? Ben hayal ettiğimi sanmıştım!” demiş.

“Hayaller bazen seni gerçeğe götürür,” demiş Işıl gülümseyerek. “Eğer istersen seni Peri Ülkesi’ne götürebilirim. Ama bu yolculukta cesaretine, iyiliğine ve sabrına ihtiyacın olacak.”

Zeynep bir an bile düşünmeden kabul etmiş. Peri Işıl, sihirli tozlarını havaya serpmiş ve Zeynep bir anda gökyüzüne doğru yükselmeye başlamış. Gözlerini açtığında kendini masallardaki gibi bir dünyada bulmuş. Gökyüzü mor ve pembe tonlarında ışıldıyor, çiçekler şarkı söylüyor, kelebekler çocuklar gibi dans ediyormuş.

Peri Ülkesi’nin girişinde, Zeynep’i dev bir mantarın üstünde oturan bilge bir kurbağa karşılamış.

“Hoş geldin Zeynep,” demiş kurbağa. “Peri Kraliçesi seni bekliyor ama önce üç görevi tamamlamalısın.”

Zeynep heyecanla başını sallamış. İlk görev: Gökkuşağı Ormanı’ndaki kaybolan renkli tırtılları bulmakmış. Ormana vardığında tırtılların ağladığını duymuş. Renklerini kaybetmişler! Zeynep, ormandaki çiçeklerden renk tozu toplayarak her bir tırtılın üzerine serpiştirmiş. Tırtıllar yeniden rengarenk olmuş ve Zeynep’e teşekkür ederek onu uğurlamış.

İkinci görev, Uykulu Göl’deki ay balığını uyandırmakmış. Bu balık, Peri Ülkesi’nin ışığını kontrol ediyormuş ama aylarca uyuyakalmış. Zeynep, ninniler söylemiş, tatlı melodilerle gölü şenlendirmiş. Balık sonunda gözlerini açmış ve gülümsemiş: “Güneş senin şarkınla doğdu Zeynep.”

Üçüncü ve son görev, Kayıp Yıldız’ı bulmakmış. Geceleri gökyüzünde parlayan bu yıldız, kaybolduğu için çocuklar rüyalarında ışığı göremez olmuş. Zeynep, gök merdivenine tırmanarak bulutların üstüne çıkmış. Sessizce gökyüzünü tararken, küçük bir taşın ağladığını duymuş. Meğerse yıldız yere düşmüş, ışığını kaybetmiş. Zeynep, yıldızın elini tutmuş ve ona umut dolu sözler fısıldamış. Yıldız yeniden parlamaya başlamış ve göğe yükselmiş.

Üç görevi başarıyla tamamlayan Zeynep, sonunda Peri Sarayı’na ulaşmış. Sarayın kapıları pembe kristallerden yapılmış, çevresi ışık saçan çiçeklerle çevriliymiş. Peri Kraliçesi, altın bir tahtta oturuyormuş. Yanında birçok minik peri kanat çırpıyormuş.

“Zeynep,” demiş Peri Kraliçesi, “Senin gibi saf kalpli, yardımsever ve cesur bir çocuğu ağırlamak bizim için büyük bir onur. Peri Ülkesi’nin kapıları sana her zaman açık.”

Zeynep, kalbi mutlulukla dolarak teşekkür etmiş. Kraliçe, Zeynep’e bir hediye vermiş: Parlayan bir yıldız kolye. Bu kolye, Zeynep her zaman hayal kurduğunda ışıldayacakmış.

Zeynep, Peri Işıl’ın yardımıyla yeniden dünyasına dönmüş. Gözlerini açtığında kendini ormanın kıyısında bulmuş ama elinde hâlâ parlayan kolye varmış.

O günden sonra Zeynep, her gece uyumadan önce gökyüzüne bakar, yıldızına gülümsermiş. Peri Ülkesi’ne yaptığı o sihirli yolculuk, onun kalbinde hep en özel anı olarak kalmış.

Ve kim bilir, belki sen de bir gün hayal gücünü kullanırsan, Peri Ülkesi’nin kapısı sana da açılır…