Bir varmış, bir yokmuş. Uzak diyarlarda, güneşin yumuşak ışıklarıyla parlayan, yemyeşil ağaçlarla kaplı dev bir orman varmış. Bu ormanda, Gri adında büyük, güçlü ama bir o kadar da sevimli bir fil yaşarmış. İri cüsesi, gri parlayan derisi ve kocaman kulaklarıyla Gri, ilk bakışta biraz korkutucu görünse de, içinde pamuk gibi bir kalp taşırırmış.
Gri’nin en büyük isteği, dostlar edinmek ve ormanda birlikte oyunlar oynamakmış. Ama ne yazık ki, diğer hayvanlar onun büyük gövdesinden korkar, yanına yaklaşmaktan çekinirlermiş. Bu nedenle Gri, günlerini genellikle ormanın sessiz köşelerinde, tek başına gezer, nehirde yıkanır ve yapraklarla oynamaktan keyif alırmış.
Ama Gri, içten içe bir dostluğa hasretmiş. “Benimle konuşacak, oynayacak biri olsaydı,” dermiş her sabah nehre giderken.
Bir sabah, nehrin kenarında güzel bir gün başlamışken, Gri suya girip hortumuyla oyun oynuyormuş. Tam o sırada, çimenlerin arasından çaresizce debelenen minik bir kaplumbağa görmüş. Kaplumbağa sırtüstü dönmüş ve yardım olmadan düzelmesi mümkün değilmiş.
Gri hemen yanına koşmuş.
“Merhaba küçük kaplumbağa, sana yardım edebilir miyim?” demiş.
Kaplumbağa sevinçle, “Lütfen! Böyle kalırsam hareket edemem,” demiş.
Gri, hortumuyla onu nazikçe çevirip ayaklarının üzerine koymuş. Kaplumbağa bu iyiliği unutamamış.
“Benim adım Minik,” demiş kaplumbağa. “Senin adın ne?”
“Ben Gri,” demiş fil utangaçça. “Herkes benden korkuyor galiba.”
Minik, “Ama sen çok naziksin. Diğerlerine de bunu göstermeliyiz,” demiş heyecanla.
Minik, Gri’yi ormanın merkezine davet etmiş. “Orada sincaplar, kuşlar ve tilki yaşar. Gel, onlarla tanışalım.”
Gri, biraz çekinerek de olsa kabul etmiş. Beraberce ormanın canlı bölgesine gitmişler. Oradaki hayvanlar Gri’yi görünce şaşkınlıkla geri çekilmiş. Ama Minik hemen araya girip her şeyi anlatmış. “Gri, benim hayatımı kurtardı. Nazik, yardımsever ve çok iyi kalplidir.”
Sincap Zikzak, Kuş Tıvıltı ve Tilki Pati başta şüpheli yaklaşmış ama sonra Gri’nin hikayesini duyunca yumuşayıp selam vermişler.
Gri, sonunda hayal ettiği gibi dostlar edinmeye başlamış. Beraber ceviz toplamaya, meyve ağaçlarının altında dinlenmeye ve oyunlar oynamaya başlamışlar.
Ama bir gün ormanda büyük bir fırtına çıkmış. Yağmur bardaktan boşalır gibi yağıyor, rüzgar ağaçları deviriyormuş. Nehir taşmak üzereymiş.
Hayvanlar korku içindeyken, Gri derin bir nefes alıp ileri çıkmış:
“Ben yardım ederim!”
Sincaplar yuvalarından inmiş, ağaç dalları yere düşmüş. Gri, sırtına sincapları alıp sağlık ocağı gibi güvenli bir kovuğa taşımış. Kuşların yuvalarını hortumuyla yerlerine yerleştirmiş. Tilki ve Minik, Gri’nin yardımıyla ağaç dıbındaki bir oyukta korunmuşlar.
Fırtına dindiğinde, orman sessizliğe bürünmüş. Hayvanlar tek tek Gri’nin yanına gelerek ona teşekkür etmişler. Sincap: “Sen olmasaydık ne yapardık?” demiş. Kuş Tıvıltı: “Yuvalarımızı kurtardın,” demiş. Tilki Pati: “Sen bir kahramansın Gri,” diyerek sarılmış.
Gri, gözleri dolmuş halde gülümsemiş. “Ben sadece arkadaşlarımı korumak istedim,” demiş.
Artık Gri yalnız değilmiş. Ormanda onu tanımayan kalmamış. Dostlarıyla her gün yeni maceralara çıkıyor, birlikte oyunlar oynuyor, doğayı keşfediyorlarmış. Gri, sonunda asıl gücünün sadece bedensel olmadığını, kalpten geldiğini herkese göstermiş.
Ve böylece, Fil Gri’nin hikayesi mutlu sona ermeyecek bir şekilde devam etmiş. O, dostluğun ve yardımlaşmanın sembolü haline gelmiş.
Bu masal da burada biter ama Gri’nin maceraları ormanda hep anlatılır.