Bir varmış bir yokmuş, yedi tepeli yemyeşil bir krallıkta, Pembe Prenses adında zarif ve sevgi dolu bir prenses yaşarmış. Prensesin saçları pembeye çalan altın rengindeymiş, gözleri ise tıpkı doğanın kalbinden kopmuş gibi yemyeşil ve parıldayan inci tanesi gibiymiş. Herkes onu çok sever, onun nezaketi ve merhametiyle gurur duyarmış.
Pembe Prenses, Kraliçe Rüya ve Kral Elmas’ın biricik kızlarıymış. Saray, çiçeklerle süslenmiş, kuş cıvıltılarının hiç eksik olmadığı büyüleyici bir yer olsa da krallığın huzur dolu günleri uzun sürmemiş. Çünkü gökyüzü bir sabah kara bulutlarla kaplanmış ve etrafa esrarengiz bir sessizlik çökmüş.
Krallığın bilge sihirbazı, saraya gelip kötü bir haber getirmiş. “Kötü kalpli cadı Morla, krallığı ele geçirmek istiyor. Özellikle prensesi kıskanıyor. Onun güzelliği ve içindeki ışık, karanlık güçlerini zayıflatıyor.”
Bu sözleri duyan Kral Elmas ve Kraliçe Rüya, büyük bir üzüntü ve korkuya kapılmışlar. Hemen prensesi sarayın en korunaklı odasına saklamışlar. Ancak meraklı ve cesur Pembe Prenses, ailesine yük olmamak ve kaderiyle yüzleşmek istemiş. Bir gece, ay ışığı ağaçların arasından süzülürken gizlice saraydan çıkmış ve ormanın derinliklerine doğru yürümeye başlamış.
Uzun süre yürüdükten sonra yorulmuş ve dev bir ağacın altında uyuyakalmış. Sabah olduğunda, uyanan prensesin etrafında yedi minik elf durmuş. Bu elfler, doğayla uyum içinde yaşayan sihirli varlıklarmış. Her biri farklı bir güçle doğmuş ve kendilerini krallığın barışını korumaya adamış.
Bu yedi elf, sırasıyla Sıpa, Zıpa, Şıpır, Cıvılda, Hızırcık, Tıpırtı ve Firuza’ymış.
-
Sıpa, ormandan en taze meyveleri ve çiçekli otları toplamış, prensesin gücünü toplamasını sağlamış.
-
Zıpa, gümüş bir testide kaynak suyu getirmiş.
-
Şıpır, orman hayvanlarını toplayıp prenses için eğlenceli bir gösteri yapmış.
-
Cıvılda, en güzel ezgileriyle moral olmuş.
-
Hızırcık, nöbet tutarak prensesi tehlikelerden korumuş.
-
Tıpırtı, şifalı bitkilerle sihirli iksirler hazırlamış.
-
Firuza ise gökkuşağının altında işlenmiş bir kolye vermiş. Bu kolye, kötü büyülere karşı koruma gücüne sahipmiş.
Elfler, Pembe Prenses’i tanıdıkça onun içindeki iyiliği ve cesareti görmüşler. Onu bırakmak istememişler ve birlikte kötü cadı Morla’yla yüzleşmek için plan yapmaya başlamışlar.
O gün gelmiş. Morla, kara dumanlarla birlikte gökyüzünü kaplayarak krallığa inmiş. Ancak Pembe Prenses, Firuza’nın verdiği sihirli kolyeyi takmış, elflerin büyülü enerjisiyle birleşerek parıldamış. Morla, prensesin ve elflerin oluşturduğu dostluk ışığı karşısında zayıf düşmüş. Ne büyüsü işlemiş ne de karanlığı dayanabilmiş. Karanlık dumanlar çözülmüş ve Morla sonsuza dek ormandan uzaklaştırılmış.
Zafer kazanıldıktan sonra Pembe Prenses ve elfler krallığa dönmüş. Kral ve Kraliçe, kızlarının cesaretine hayran kalmış ve elfleri büyük bir sevgiyle karşılamışlar. Sarayda büyük bir kutlama yapılmış. Artık krallıkta hem insanlar hem de elfler birlikte yaşıyorlarmış. Pembe Prenses her sabah çiçekleri sularken elf dostları onun yanında uçuşur, birlikte çocuklara iyilik ve cesaretin önemini anlatırlarmış.
Pembe Prenses, sadece güzelliğiyle değil, kalbinin temizliği ve dostlarıyla kurduğu bağ ile de krallığın en sevilen kahramanı olmuş.
Ve masal burada bitmiş, ama onların dostluğu hiç bitmemiş.